Bir çocuk kitabından öğrenilecekler

Bir çocuk kitabından öğrenebileceğimiz çok şey var aslında. Bu kitaplardan biri Frank Tashlin tarafından yazılmış olan “Ayı olmayan ayı”… Her yaşa uygun, kütüphanelerde olası harika bir klasik…

Büyük bir ormanda yaşayan ayı, kış gelince mağarasına çekilir ve kış uykusuna yatar. Derken aylar geçer ve bahar gelir. Uyandığında, görür ki etrafında ne orman kalmıştır ne de ağaçlar! Ormanda çok büyük bir fabrika kurulmuştur. Etrafında neler olduğunu anlamaya çalışırken, bir adamla karşılaşır. Adam ona neden işinin başında olmadığını, işini kaytardığını sorar. Ayı şaşkın, kendisinin orada bir çalışan olmadığını, bir ayı olduğunu söyler. Adam güler ve ona inanmaz. Kızgın bir şekilde onun bir ayı olmadığını, tıraş olması gereken, kürk palto giymiş budala bir adam olduğunu söyler. Ayı adamı ikna etmeye çalışsa da nafile, genel müdüre götürülür. Ancak genel müdür de aynı şeyi söyler; sen tıraş olması gereken, kürk palto giymiş budala bir adamsın! Yardımcı Başkan Yardımcısının Yardımcısı, Yardımcı Başkan Yardımcısı, Başkan Yardımcısı ve hatta Başkan da ona inanmaz. Madem ayıydı, neden bir fabrikadaydı ki? Onun ya bir sirkte ya da bir hayvanat bahçesinde olması gerekirdi. Hatta götürüldüğü sirk ve hayvanat bahçesindeki ayılar da onun bir ayı olmadığını, eğer ayı olsaydı sirkte ya da hayvanat bahçesinde olması gerektiğini söylerler. Ayının kafası karışır ve eğer herkes böyle söylüyorsa, kendisi bir ayı değil de tıraş olması gereken budala bir adamdı, fabrikadaki işini yapmalıydı. Aylarca fabrikada çalıştı. Derken bir gün fabrika kapandı ve tüm işçiler evlerine döndüler. Ayı ne yapacağını şaşırmıştı, bildiği gidecek bir yeri yoktu. O kimdi? Yürürken gökyüzünde güneye doğru göç eden kuşları gördü. Sararan yapraklar ve göç eden kuşların kışın habercisi olduğunu biliyordu. Mağaraya çekilip uykuya dalmalıydı. Tam mağaraya varmıştı ki aklına geldi, o bir ayı değildi ki kış uykusuna yatsındı! O, tıraş olması gereken kürk palto giymiş budala bir adamdı! Kış geldi. Ayıcık soğuktan titrerken, bir ayı olmayı diledi. Soğuktan ve yağan kardan dolayı çok üşümüştü. Kendisine onun tıraş olması gereken, kürk palto giymiş budala bir adam olduğu o kadar çok söylenmişti ki, buna kendisi bile inanmıştı. Bu adamın böyle bir durumda ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Zavallıcık çok üzgündü. Kalkıp mağaraya doğru yürüdü ve içeri girdi. İçerisi sıcacıktı. Uzandı ve sıcağında etkisiyle kısa bir sürede güzel bir uykuya daldı….Tüm ayılar gibi…Ona çok fazla söylense de, o ne bir tıraş olması gereken kürk giymiş bir adamdı ne de dudala bir adamdı. O ayıydı. Bunu içinde hissederek, huzurla uykuya daldı.

Sonrasını bilemiyoruz. Acaba ayı bir daha benzer şeyler yaşamış mıdır ya da yaşayacak mıdır? Ancak sanıyoruz ki, bu deneyim, onun kim olduğu konusunda çok değerli deneyimdi!

Bu bir masal olsa da, masalların ana fikirlerinin gerçek hayattan esinlenildiğini düşünerek diyebiliriz ki, bizler de buna benzer durumlar yaşayabiliyoruz yaşamlarımızda.

İçine doğduğumuz aileyi, toplumu seçemiyoruz ve bu sosyal toplulukların algıları ve alışkanlıkları içinde, kuşaklar ve atalar tarafından bizlere bir takım “doğrular” öğretiliyor. Farkında olmadan öğrenmenin çaresizliğini yaşamayan çok azımız varızdır. İşte bu çerçeve içinde, bizlere öğretilen, bizim de büyürken gördüklerimiz dışında başka özelliklerimiz, yapılamaz denilenler dışında yapabileceklerimiz – en azından denemek için hevesli olduklarımız- olduğuna inan(a)mıyoruz. İnanmayı bırakın, başka özelliklerimiz var mıdır acaba diye düşünmüyoruz bile.

Oysa hiç dansçı olmayan bir aileden dansçı, hiç ressam çıkmayan bir aileden ressam, kadınları çok da özgür olamayan bir aileden kadın gezgin, çiftçi bir aileden mühendis çıkabilir. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Bugün hala benliklerini doğru yere kondurma sıkıntısı yaşayan birçok orta yaşlı diyebileceğimiz eşimiz dostumuz, aile ferdimiz ve hatta kendimizi görüyor, dinliyoruz. Sıkışmış hayatlar…

Çocuklarımıza büyürken ilk öğretmemiz gereken şeylerden biri, kuşkusuz varlıklarının ne kadar eşsiz ve özgür olduğudur. Şeçim onların seçimi ve hayat onların hayatıdır. İçlerinde sonsuz olasılıklar taşırlar, aynı bir tohum gibi. Bizden çok çok farklı bireyler olabilir, farklı seçimler yapabilirler. İhtimaller denizinde, kendi becerilerini ve yetkinliklerini görerek, deneyerek büyümeliler.

Birer ebeveyn olarak çocuklarımızın sağlıklı ve mutlu bireyler olduğunu görmeyi arzularken; onları kendi bildiğimiz, konforlu yollardan götürmek, ileride sandıgımız kadar mutlu ve sağlıklı hayatlara varmayabilir. İnsan, devamlı değişen ve daha da güzeli gelişen bir varlık. Bu önemli detayı görmezden gelmek hem kendimizi hem de sevdiklerimizi sahte bir huzur içinde yaş aldırırken, atalar boyu çözülmeyen farklı farklı birçok başka sıkıntıya da sebebiyet verebilir.

Hayat çok güzel olasılıklardan oluşan engin bir deniz…Yeter ki bu güzellikleri görmeye ve yaşamaya niyet edelim, potansiyelleri deneyimlemeye açık olalım. Önce kendimizden başlayarak elbet… Niyetlerimizle ördüğümüz yaşamımız, hem kendimiz hem de gelecek kuşaklarımız için mutluluk olsun, cıvıl cıvıl bir yaşam olsun.

Bu konuda aynı şeyleri düşündüğümüzü hissettiğim çok değerli ressam, filozof ve şair Khalil Gibran ile yazımı sonlandırmak isterim…Sevgilerimle…

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen “Hayat”ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Yazar: Gökçe

Okumak, dinlemek, düşünmek, gözlemlemek, denemek, paylaşmak, keyif almak, gülmek ve çoğalmak... Hayattan keyif almanın birçok yönteminden birkaçı, ancak beni tanımlayanları...Artık kırk yaşını geçtim, bu öğretici ve dol dolu yaşama dair notlar almaya başlasam iyi olur diye düşündüm :) Umarım siz de bana katılır ve daha da çoğalırız... Sevgiyle... Gökçe

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: