Yana yana…

Sanat ruhun nefes kapısıdır.

Bilimsel bilgi ile de desteklenen bu cümle, en çok da o kapıdan nefes alabilme şansına erişmiş olanlar tarafından teyid edilmiştir; rakamlar tarafından değil. İnsan ruhu çok naif ve bir o kadar ulaşılmaz….Oraya varmak da ne rakamla oluyor ne de deneyle. Deneyler ve sonuç rakamlar sadece bir veri. Oysa sanat hislerle kolkola değil mi? Ruhumuzun taa derinleriyle…

Bir çiçekteki muhteşemliği, yaradılışındaki matematikle de görebiliriz, kokusundaki ve hafif bir rüzgardaki salınışındaki ihtişamla da, sevdiğimizin bize verdiği ve bir kitap arasında kurusa da bizde bıraktığı özlem ve sevgiyle de…Bu, tamamen dünyaya nereden baktığımızla ilgili değil mi?

Bir şarkı dinleyince, ard arda sıralanmış notalara mı hayran oluyoruz yoksa bizde uyandırdıgı hislerle mi kavruluyoruz? O hissi yaşamış olmamız önemli değil, insan olarak nelere sahip olduğumuzun farkında olmamızla ilgili sanki…

Cem Adrian’a Mark Eliyahu’nun muhteşem kemanıyla eşlik ettiği en güzel şarkılardan biri olan “Kül” bugünlerde çok kişiyi yakıyor sanki. İçinde bir felsefe var ki, birkaç cümleye ve notaya birçok ruh sığmış. Notalar değil kulaklarımızdan geçen, ruhumuzun nefes alış verişinin sesi…

Sanat, ruhun nefesidir…Bugün nota ile, yarın renklerle, öteki gün bir insan yüzü…Ve bu ölçülemez…Bu, kutsaldır.

Ruhumuzu yaradılışın sonsuzluğuna bırakıp, ölçülebilir değerlerden uzakta yeşertebilmek dileğiyle…

Kül

İçimde bir şey kanıyor
Keskin bir vedanın yarası sızlıyor
Yüzümde bir şey soluyor
Aynı değil, umudun rengi kayboluyor

Kalbimde bir yerde bir orman yanıyor
Bıraktığın şarkılar sahipsiz susuyor
Şiirler hep dargın, dualar şifasız

Ömrüme mıhlanmış bir cümle:

“Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana”
“Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana”